GÜNÜMÜZ YAZAR VE MÜTEFEKKİRLERİNİN

GÖRÜŞLERİ

 

FETULLAH GÜLEN

Hz. Mehdi'nin Ortaya Çıkışı ve Hz. Mesih'in Gelişi

"Mesîh ve Mehdî ile alakalı hadis-i şerifler ve ümmetin kabulü esas alınınca nüzûl-ü Îsâ'ya (Hz. İsa'nın tekrar yeryüzünü gelişine) ve zuhur-u Mehdî'ye (Hz. Mehdi'nin ortaya çıkışına) inanmak Efendimiz (sav)'e îtimadın ve güvenin ifadesidir denilebilir." 1

Hz. Mehdi Peygamber (sav) Soyundan Olacaktır

"Hz. Mehdî ile alakalı hadis-i şeriflere de iki örnek vermek yerinde olsa gerektir: "Mehdî bizden, Ehl-i Beyttendir. Allah onu bir gecede zafere erdirecektir. Mehdî, Fatıma evlâdındandır" (İbn Mâce, Fiten, 34; Dârimî, Mehdî, 1). "Dünya hayatının sona ermesine bir gün bile kalsa, Allah zulümle dolu olan dünyayı adaletle dolduracak Ehl-i Beytten birini gönderecektir" (Ahmed b. Hanbel, II, 117-118).

Cenâb-ı Hak, rahmetinin eseri olarak her bir fesad-ı ümmet zamanında (Müslüman toplulukların bozulmaya uğradığı dönemlerde) bir muslih, (ıslah edici) bir müceddid, (dini yenileyip aslına döndüren) bir halife-i zîşan, (İslam topluluğuna lider bir kişi) bir kutb-u âzam, (zamanının en büyük dini lideri) bir mürşid-i ekmel (üstün bir yol gösterici) ya da bir nevi mehdî hükmünde mübarek zatları göndermiş, fesadı izale edip (bozulmayı önleyen) milleti ıslah etmiş, din-i Ahmedîyi (İslam'ı) muhafaza buyurmuştur.

Bu hususu (konuyu) nazara veren (ilgilere sunan) ve siyaset sahasında Mehdî-i Abbâsî, (başarılı kişiler için bir benzetme olarak kullanılır) diyanet âleminde Gavs-ı Âzam, (zamanının en büyük alimi, Abdulkadir Geylani) Şâh-ı Nakşibend, (Nakşibendiliğin kurucusu, Muhammed Bahauddin) aktâb-ı erbaa (dört ünlü ehli sünnet alimi olarak bilinen kişiler) ve oniki imam (Hz. Ali'nin soyundan gelen oniki halife) gibi zatları misal gösteren Bediüzzaman der ki, "Madem O'nun âdeti öyle cereyan ediyor, (işliyor) âhir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, (gerektiğinde ayet ve hadislerden hüküm çıkaran bir alim) hem en büyük bir müceddid, (dini yenileyici) hem hâkim, hem Mehdî, hem mürşid, (insanlara doğru yolu gösteren) hem kutb-u âzam (zamanının en büyük dini lideri) olarak bir zât-ı nuranîyi (nurlu bir şahsı) gönderecek ve o zat da ehl-i beyt-i Nebevîden (Hz. Peygamber (sav)'in soyundan) olacaktır. Bediüzzaman, Hz. Mehdî ile alakalı hadislerin zayıf (doğruluğu şüpheli) olduğu iddiasına karşı da, "Hangi mesele var ki, bazı kitaplarda ona ilişilmesin? Hattâ İbn-i Cevzî gibi büyük bir muhaddisin (hadis uzmanının) bazı sahih ehâdîse (doğruluğu net olan hadislere) mevzu (manası yanlış hadis) dediğini, alimler taaccüple (şaşkınlıkla) nakletmişler. Hem her zayıf veya mevzu hadîsin mânâsı yanlıştır demek değildir." 2

Boyunduruk Yere Konduktan Sonra

"İnsanımızla beraber hepimizin ümidi çok kavidir (kuvvetlidir). Resulu Ekrem (sav)'e itimadımız (güvenimiz) vardır. Ümmetin başında sahabe-i kirama işarette bulunan kainatın efendisi (sav) ahirinde (son zamanlarında) boyunduruk yere konduktan sonra (çaresiz kalındıktan sonra) kaldıracağı müjdesini çoktan vermiştir. Dinin yeniden hayatlanacağının, canlanacağının ve bütün alemde LailaheillAllahMuhammedenResulullah yeniden mevceleneceğini (dalgalanacağını) ifade buyurmuşlardır, doğru söylemişlerdir." 3

Beklediğimiz Genç

"Fatih'ten bahsederken; ne güzeldir o emir, buna mazhar (sahip) olmak için 21-22 yaşındaki genç serdar (kumandan). Maddi manevi fizat hislerinden fedakarlıkta bulunuyordu. 20. asırda Kuran'a sahip çıkmasını beklediğimiz GENÇ DELİKANLIMIZ'ın yaşındaydı büyük hünkar." 4

313 Kişi

"Bedir'de bütün cihana (dünyaya) meydan okuyan insanların sayısı 313 taneydi, melek ismini okur gibi ben mühim yerlerde huzurunuza çıkarken onların adlarını okuyor, şefaat umuyor öyle huzurunuza çıkıyorum, o kadar azizdir benim nazarımda Bedir'de bulunan insan. Niçin azizdir? Tepeden tırnağa nar-ı beyzadır (beyaz ateştir) da ondan. 313 tane nar-ı beyza gibi adam olsa bugün, yeryüzüne hakim olmak mümkündür, ümid ediyoruz inşaAllah bu bağ, bu bahçe, bu bostan bu 300 adamı, 313 adamı yetiştirecek ümid ediyoruz." 5

Peygamber Efendimiz (sav)'in hadislerinde, Hz. Mehdi'nin yardımcılarının sayısının 313 olacağı rivayet edilmektedir.

Muhammed b. Hanefi (r.a.)'dan rivayet edildi ki: "Say ?lar? Bedir Ashab? (313) kadard?r. Evvelkiler onlar? geçmediği gibi, sonrakiler de onlara yetişemezler. Onlar ?n say?lar? TALUD ile nehri geçenler kadard?r." (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-i Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 57)

Bedir savaş ?ndaki askerle r gibi 313 kişinin kumandas ?n? elinde tutarak etrafa meydan okuyacak, çünkü bu 313 kişi gece abid (ibadet eden ), gündüz kahraman niteliğini taş?maktad?rlar. (K ?yamet Alametleri, s. 169)

Hz. Mehdi ile İlgili Hadisleri İnkara Mecal Yoktur

"Kütüb-i Sitte'de dört muteber (itibar edilen) hadis kitabında; Hakimin Müstedrek'inde, Beyhaki'de, Tabarani'de Hz. Mehdi'nin geleceğine dair hadis-i şerifler vardır ki inkar etmeye adeta mecal (ihtimal) yoktur. Buhari ve Müslim-i Şerif'te sadece ismen gelecek bu zattan bahsedilmemekte, belki meçhul, gelecek yeryüzünü adaletle dolduracak bir şahıstan bahsedilmektedir. Buhari ve Müslim'de bahsedilen aynı şahıs diğerlerinde "Muhammed" isminde veyahut Efendimiz (sav) "benim ismimde olacak" sözü ile anlatmaktadır. Tıpatıp bir uygunluk vardır." 6

Bu İşin Liyakatlileri Gelince

"Aziz Müslüman, bunları değişik misalleriyle (örnekleriyle) sana intikal ettirmeye (iletmeye) ve senin için en mukaddes (kutlu) vazife olan bu vazifeden durulmama için, söylenmesi gereken şeylere dikkatini çektim ve ama imkan arz etmeye çalıştım tekrar itirafıma gerek yoktur. Bu işin ehli değilim, ehli gelinceye kadar benim gibiler, emsalimle (benzerlerimle) beraber bu işi devam ettireceğiz, öyle anlaşılıyor. Ehli gelince onlara terki silah edeceğiz, işi onlara bırakacağız ehli değiliz bu işin liyakatlileri (layık olanlar), doğrunun ve gerçeğin hakiki tercümanı olacak ve ölü gönüllerimizi ihya edecekler. Bunu kemali (olgun) samimiyetle intizar ediyorum (ümit ediyorum), Rabbimden bekliyorum, ama o güne kadar biz anlatacağız." 7

NOTLAR

1) Mesih Nerede? Mehdi Kim? isimli makaleden http://tr.fgulen.com/a.page/eserleri/kirik.testi/a12729.html

2) http://tr.fgulen.com/a.page/eserleri/akademi.yazilari/2000.akademileri/a2290.html)

3) Ruh Ufku Serisi, 1.Cd, Işığa Doğru, 7.Kaset, Nil Yapımcılık A.Ş.

4) Ruh Ufku Serisi, 1.Cd, Gönül Dünyamızdan Konferansı, 1.Kaset, Nil Yapımcılık A.Ş.

5) Ruh Ufku Serisi, 5.Cd, İçtimai Adalet Konferansı, 2.Kaset, Nil Yapımcılık A.Ş.

6) Sohbetler, B Serisi, 14. Kaset, Yıl 1979

7) Sohbetler, Müeyyidat, 11. Kaset, 11 Ocak 1980

 

HEKİMOĞLU İSMAİL (Ömer Okcu)

Nasıl ki, memurların ve askerlerin rütbesi ve mevkisi varsa, her Müslümanın da manen rütbesi ve mevkii vardır. Bunu, herşeyi bilen Allah bilir. Zaten rütbe ve mevkileri veren de O'dur. Herşeyi bilen Allah, bildiklerinden bir kısmını, bir kısım kullarına bildirir, bunlara "ehl-i keşif" derler, halk dilinde keramet ehli de denir. Veli, umumi bir sıfattır.

Her veli keramet gösteremez, hatta kendi mânevi makamını bilmeyen veliler çoktur. Bir şahsın gösterdiği harika hallerin keramet sayılması için, o şahsın sünnet-i seniyyeye uygun yaşaması şarttır. Sünnet-i seniyyeye uygun yaşamayanların gösterdiği harika hallere istihraç denir, bu halin kerametle ilgisi yoktur.

Keramet; İslâm'a hizmet eden şahsın, hizmet imkânları çeşitli şekillerde kısıtlanmış ise (Allah'ın lütfu ile) kerametle hizmetini devam ettirmesi, çevresindeki insanların İslâm'a bağlılığını kuvvetlendirmesi içindir.

Bir de ikram vardır. Keramet gibi görünür fakat keramet değildir. Mesela, derse gelen şahıslardan birinin sorusuna Hoca Efendi bilmeden cevap verir. Sorusu olan, 'Kalbimden geçeni bildi" dese de, Hoca Efendi bunun bir "ikrâm-ı İlahî" olduğunu bilir, şükreder, gurura düşmez ve kendinin keramet ehli olduğunu sanmaz, sanmamalı...

İslâmiyet'i kıyamete kadar devam ettireceğini belirten Allah, dinine hizmet edecek kullarını gönderir; onlar da İslâm'a hizmet eder.

İslâm'a hizmet edenler çeşitli manevî rütbede kimselerdir. Fakat Mehdilik makamı bunların en yücesidir. Nasıl ki meydan muharebesini kazanan paşa, mareşal olursa, Deccal'le mücadele eden veli de Mehdi makamına yükselir. Öyle ise Deccal'in olduğu zamanda Hz. Mehdi aranmalıdır. Amma Hz. Mehdi'yi tanıyıp tanımamak zannedildiği kadar önemli değildir.

Hadis-i şerifle sabit olduğundan Mehdilik makamı inkâr edilmemeli.

Fakat O'nu tanımamak da mesuliyeti gerektirmez. Çünkü sünnet-i seniyyeye ittibâ eden (uyan) herkes, Hz. Mehdi'nin askeridir. Öte yandan Hz. Mehdi'nin yakınında bulunan hatta her gün Hz. Mehdi'yi gören şahıs, Sünnet-i seniyyeye ittibâ etmezse (tabi olmazsa), hem Hz. Mehdi'den manen çok uzaktır, hem de dünya ve ahireti cehennem olur.

Peygamberimiz (sav), insanlığın selameti için çok büyük çileler çekmiştir. Manevî makam itibariyle Peygamberimiz (sav)'e yaklaşanlar, çile bakımından da O'na yaklaşır yani çok çile çekerler. Fakat ahir zamanın eşhası mühimmesi (ahir zamanın önemli şahsı) öldürülemez .

Hz. Mehdi, Deccal'ın yaptığı işlerin zıddını yapar. Deccal hakla batılı karıştırır, Hz. Mehdi hak ile batılı ayırır; hakkı hak olarak gösterir, bâtılı da bâtıl olarak gösterir. Deccal yalancıdır, insanları aldatır. Hz. Mehdi gerçeği, hakkı söyler. Deccal günahları yayar. Hz. Mehdi insanları günah-ı kebairden (büyük günahlardan) men, sünnet-i seniyyeye sevk eder. Deccal diplomaya, mevkiye, makama, siyasî güce istinat (dayanır-güvenir) eder. Elinde bol servet vardır. Hz. Mehdi Allah'tan başka hiçbir şeye istinat edemez. Yani onun zahiri gücü olmaz. Belki diploması, parası, makamı, siyasi ve askeri gücü de olmaz. Hz. Mehdi imkânsızlıklar içinde birçok şeyler yapar ki, onun taraftarları da (Deccal'ın bütün imkânlarına karşı) Allah'a sığınarak İslâmiyet'i öğrensin, anlasın ve yaşasınlar.

Devlete güvenen jandarma, nasıl tek başına bir köyü toplarsa aynı şekilde, Allah'a asker olabilen bir mü'min de dinsizliğin her türlüsüne meydan okuyabilir. Bunun için Hz. Mehdi'nin çalışmalarında en çok dikkati çeken husus, onun maddî imkanlardan mahrumiyetidir veya maddî imkanlara değer vermemesidir. Her türlü imkân vasıtadır, gaye değildir. Gaye, rıza-i İlahi'dir.

Hz. Mehdi, İttihâd-ı İslamcıdır (İslam Birliği), Müslümanların bütününü ihata (içine alır, kuşatır) eder. Bir şahsın Müslümanlığına bir alâmet bulunsa, mü'min olduğuna hükmeder. Herkese iman cihetinden bakar. Zaten Mü'min, imanlı demektir. Âyeti kerime mealine göre "Mü'minler kardeştir". Hz. Mehdi, bu ayete istinad eder, mü'minleri kardeş bilir, İttihad-ı İslâm'a (İslam Birliğine) gider.

Mü'min inanan, Müslüman ise İslamiyet'i yaşayan mânâsına gelir.

Dolayısı ile Hz. Mehdi, dinsizlik cereyanı karşısında, semavi dinlerin mensuplarına dahi sahip çıkar. Bir tarafta bir milyar Müslümanın, bir millet olarak ayağa kalkmasını ister, öte yanda Hristiyanlarla anlaşmalar yaparak, dinsizlik cereyanının yayılmasını önlemeye ve dinsizlikten Müslümanları hatta Hristiyanları korumaya çalışır.

Bu durumda Deccal'ın yeri dinsizlik, Hz. Mehdi'nin yeri ise dindir. Öyle ise, ahir zamanda dinsizlikle din, bütün şiddeti ile çarpışacaktır; İslâmiyet, kıyamete kadar devam edecektir. Bir tek mü'min oldukça kıyamet kopmayacaktır. Kıyamet, kâfirlerin başına kopacak, bunun için mü'min, imanında ısrar etmelidir.

Deccal zamanında Müslüman olmanın cezası vardır, bu hal, bir felakettir. Fakat felâketler sadece dindar olmaktan gelmez. Çıldırmak, sakatlanmak, trafik kazasına uğramak, kanser olmak, iflas etmek, işinden atılmak gibi her insanın başına yüzlerce felaket gelebilir. Bunların içinde sadece bir felaket "dindar olmak"tan gelir ki, o da ihtimaldir, gelir de gelmez de... Bir insanın yüz felaketten korkmayıp, sadece "dindar olmak" yüzünden gelecek felaketten korkması akıl kârı değildir.

Nasıl ki fizik kimya kanunlarıyla binlerce problem çözülüyorsa, her bir Âyet ve Hadis de birer kanun hükmündedir, bunlarla da birçok içtimaî, iktisadî ve idarî problemler çözülür. Bu yolu Hz. Mehdi açar, Kur'an'ın engin mânâlarını gözler önüne serer.

Kur'an-ı Kerim'in kendisi mucizedir. Öyle bir mucize ki her türlü kötülüğü yapabilen insanı, her türlü kötülükten vazgeçirir, her türlü iyiliği yapma noktasına getirir.

Hz. Mehdi'nin taraftarlarında bu hal açıkça görülür. Kuran-ı Kerim, her asırda her türlü insana hitap ederek, her insanın dünyâ ve ahiretini cennet etmiştir. Nasıl ki her insan, eli yetiştiği meyvaları toplarsa, Kur'an-ı Kerim'den herkesin istifadesi vardır. Hz. Mehdi'nin taraftarlarında her yaşta, her kültürde insan bulunur.

Beşerî fikirlerin yayıldığı devirlerde Kur'an, bütün fikirlerin üzerinde sultasını (üstünlüğünü) kurar ve Hz. Mehdi, cevapsız kalan sorulara müdellel (kesin delillerle) cevaplar verir.

Bilgisayarları yapanları yaratan Allah, bir kısım kullarının beynini, cevapsız sorulara cevap verecek şekilde programlamıştır. Bu hal, Hz. Mehdi'de en yüksek seviyeye varır.

Her türlü imkânlarla Müslümanları İslâmiyet'ten çektikleri vakit, Kur'an-ı Kerim, etrafındaki surları yıkar, bizatihi (bizzat) kendi kendini hâkim kılar. Kimi, bir kısım Müslümanların yüce ahlâkına bakıp Kuran'ın hakkaniyetine kanaat getirir... Kimi Kur'an-ı Kerim'deki âyetlerin ve ayetlerdeki tertibin (ahengin), tevafukun (uygunluğun) gözükmesiyle imanını güçlendirir. Kimi, ayetlerin derin mânâsına hayran olup, bâtıl cereyanlardan Hak dine rücû eder (yönelir).

Bu haller Hz. Mehdi'nin zamanında çok gözükür.

Kur'ân-ı Kerim'i ilk anlatan ve tefsir eden Peygamberimiz (sav)'dir. Erkam (r.a)'ın evinde toplanıp İslâmiyet'i anlatırken, o günün süper güçlerinden Bizans ve Pers imparatorlukları hakkında bir şey söylemediği gibi, Kur'an'ın dışında da herhangi bir kitap okutup, anlatmamıştır. İslâmiyet'i öğrenen Sahabe, İslâm'a uymayan herşeye bâtıl demiş, İslâm'da güç kazanmış ve İslâm İmparatorlukları onların mânevi omuzlarında yücelmiştir.

Hz. Mehdi de, bulunduğu asra bir baş tabib gibi çıkar, hastalığı teşhis eder. Kur'ân-ı Kerim'in reçete olduğunu belirtir. Nasıl ki eczanedeki her ilacın hastası ayrı ayrı ise... Nasıl ki reçeteye göre ilaç alınır ve tarifesine göre kullanılırsa... Aynı şekilde her bir âyet bir ilaçtır.

Müslümanların manen hasta olduğu bir zamanda Hz. Mehdi çıkar, hangi âyetin, hangi derde derman olacağını bildirir ve Müslümanlar sırât-ı müstakime (doğru yola) girmeye başlar, şifa bulur. Hz. Mehdi, bütün dikkatleri Kur'ân-ı Kerim'e, hadis-i şeriflere ve şeriat-ı fıtri (yaratılışa uygun olan) olan kitab-ı kainata çeker. O, sünnet-i seniyyeye öyle ittibâ (uyar) eder ki, Peygamberimiz (sav)'in tevazulu yaşayışını, bulunduğu asra getirir, her haliyle Müslümanlara örnek olmaya çalışır. Buna rağmen ona iftira ederler "kendini Peygamber zannediyor" derler.

Hz. Mehdi'nin fani şahsını çürüterek, taraftarlarını soğutmak isterler. Amma onun düşmanları, ona fazla zarar veremedikleri gibi, onun talebelerine de zarar veremezler. Yapılan dev hizmetlerinin yanında görülen zararlar, devede kulak kalır.

Peygamberimiz (sav)'in en büyük mucizesi Kur'an'dır. Kur'an'ın en büyük mucizesi de Peygamberimiz (sav)'dir. Peygamberimiz (sav)'in okur yazar olmaması yanında, Kur'an'ın her asırda, her türlü ilim adamına hitap etmesi, Kelâmullah olduğuna önemli bir delildir. Kur'an ahlâkı ile ahlâklanan Peygamberimiz (sav)'in en yüce ahlâka sahip olması da Kur'an'ın mucizesidir. 1400 senedir yetişen evliyalar, asfiyalar, üstadlar, imamlar, âlimler İslâmiyet'in hakkaniyetine manen imza atmıştır, Hz. Mehdi'nin de önemi, sünnet-i seniyyeye ittibâ edip (tabi olup), faziletli bir kişi olmasından ileri gelecek. Onun taraftarlarındaki üstün ahlâk, Deccal taraftarlarını şaşkına çevirecek. Ahlâksızlıktan bıkan pek çok kimse tövbekar olup, Hz. Mehdi'nin tarafında yer alacak. Hz. Mehdi bir kişi iken, taraftarları çığ gibi büyüyecek, herkes hayrete düşecek.

Nasıl ki metafizik varsa, metakimya, metabiyoloji, hatta metatarih vardır. Tarihî hadiselerin başıboş, tesadüfen olmadığı ehl-i tahkikçe (araştırmacılarca) malumdur. İster hadiseler büyük adamların çıkmasına sebep olsun, isterse büyük adamlar büyük hadiseleri ortaya çıkarsın... Neticede insan, kendi kendinin eseri olmadığı gibi hadiseler de kendiliğinden olamaz. Atmosferi yaratan kim ise, fırtınayı yaratan da O'dur ve fırtınaları belirli bir hızın üstüne çıkarmayan, yine kâinatın hâkimi olan Allah'tır. Her türlü hadise, kâinat nizamı içinde yer alıp, vazifesini yapmaktadır. Pek çok karışıklıklar içinde bir nizam vardır.

Zaman şeridi üzerinde hadiseler seyrederken âdeta peryod çizmektedir. Yani belirli zaman aralıklarıyla hadiselerin dozajı artıp eksilmektedir. Hicri 14'üncü asırdan bir misal verirsek,

Hicri 15'inci asrı, dolayısı ile 2 peryodu anlamak imkânı hâsıl olur.

1882'de Hicri 1300 yılına girilmiştir. Böylece Hicrî 14'üncü asır başladı ve 1979 yılına kadar devam etti. Şimdi 14'üncü asırda yeryüzü sahnesine gelen şahıslara bir göz atalım. Tarihî bilginizle onların oynadıkları rolleri hatırlayacaksınız.

Yine Hicrî 14'üncü asırda İngiliz Montgomeri (1887) gibi askerler, Aynstayn (1879-1955) gibi ilim adamları, Fransız Frelid (1856-1939) gibi tabibler, Rus Maksim Gorki (1868-1936) gibi romancılar ve İngiliz Lavrens (1888-1935) gibi casuslar önemli rol oynamıştı.

Bunlar tarih sahnesinde yerlerini almış, birbirlerine karşı olanca güçleriyle mücadele etmiş kimselerdir. Çok büyük hadiselere sebebiyet vermişler veya çok büyük hadiselerin içinde yer almışlar... 1980 yıllarında ise, kitleleri peşinden sürükleyen liderlerin kalmadığını, âdeta güneşlerin batıp yıldızların kaldığını gördük. Çünkü 1980'de Hicri 15. asra girilmişti. Asrın başında idik. Bu asrIn mühİm ŞâhIslarI çocuk veya gençlİk çaĞInda... Öyle ise iki bin yılı önemlidir. İşin garip tarafı sağ da, sol da iki bin yılına büyük önem vermektedir. Her iki taraf da, olacak hadiseleri şimdiden hissetmiş durumda.

Bu satırların yazıldığı günlerde İslâm âlemi dahil, dünya üzerinde kapitalizmle sosyalizmin mücadelesi vardı. Acaba iki bin yılında İslâmiyet iktisat, içtimaiyat, kültür yönünden tarih sahnesine çıkacak mı?

Zaten iki bin yılının önemi buradan ileri geliyor: Ya İslâmiyet HAKİMİYET noktasında ortaya çıkacak veya insanlığını kaybeden insanlar, bütün güçleriyle kıyameti arzu edecek. Çünkü kıyamete yakın zamanda en kötü insan bile kıyametin kopmasını isteyecek, kötülerin yüzünden dünya yaşanmaz hale gelecek. İslâmiyet'ten ayrılan insanlar, iyilik namına çok az şey yaparken kötülük namına büyük işler başarmakta... Bunun için insanlar insaniyetini kaybetmiş, bunun için insanlar perişan.

Kâinata nizam veren Allah, insanlar için İslâmiyet nizamını göndermiştir. Nasıl ki kâinatın nizamı bozulunca kıyamet koparsa, İslâmiyet'e tabi olamayan insanların nizamı bozulacak yine kıyamet kopacaktır.

Amma kıyametten evvel, her insan, kendi kıyameti olan ölümüne bakmalıdır. Herkes kabir kapısından geçip ahiret sarayında muhakeme olacaktır, hayatının hesabını verecektir. Günahkâr olanlar cehenneme, günahkâr olmayanlar veya affa uğrayanlar cennete gidecektir. Avrupa medeniyeti insanların inançlarını zedeledi ve âhiret inancını âdeta silip süpürdü. Kendi mimarını bilmeyen mimarlar yetişti, kendi mühendisini bilmeyen mühendislerin sayısı arttı. Böylece materyalist dünyada herkes yaptığının yanına kâr kalacağını zannedince insan, insan için kurt oldu. Âhiret inancı insanların birbirine faydalı olmasını temin eder amma, bu inanç nasıl verilebilir? Bu bakımdan iki bin yılıyla ve kıyametle meşgul olan insan kendini, ölümünü, ahireti unutmamalı ki, dünyamız düzelebilsin. (Müslüman ve Para, Hekimoğlu İsmail (Ömer Okçu), Timaş Yayıncılık, Mart 2005, (Türdav Yayıncılık , 1.baskı, 1978)

HÜSEYİN HİLMİ IŞIK

"MEHDİ": Hazret-i Mehdi, ahir zamanda dünyaya gelecekdir. Adı, Muhammed, babasının adı Abdullah'dır. Resullulah (SAV) Efendimizin soyundan olacakdır. İsa Aleyhisselam'la buluşacak, mezhebleri kaldıracak, yalnız onun mezhebi kalacak, her yeri alacak, her yerde adalet olacak, Eshab-ı Kehf, uyanıp mağaradan çıkarak, Hz. Mehdi'nin askeri olacakdır.

Bazı saf kimseler, büyük zannetdikleri kimselere Hz. Mehdi demekdedir. Hz. Mehdi'nin alametlerini Resulullah (SAV) efendimiz bildirmişdir. İbni Hacer-i Mekki'nin (Alamat-ül-Mehdi) kitabında ve Suyuti'nin (El-Bürhan) kitabında bunlardan ikiyüze yakın alamet yazılıdır. (El-Fütuhat-ül- İslamiyye), ikinci cüz, ikiyüzdoksanyedinci sahifesinde diyor ki, "Beklenilen Mehdi, Hazret-i Fatıma'nın soyundan olacakdır". Mekke'de zuhur edecekdir. O zeman, Müslümanlar halifesiz olacakdır. İstemediği halde, zor ile halife yapılacakdır. (Zuhur edeceği zeman ve yaşı ve ömrü kesin belli değildir). Hz. Mehdi çıkacağı zeman yeryüzünde halife bulunmayacağı ve Mehdiliklerini i'lan edenlerin Mehdi olmadıkları, buradan anlaşılmaktadır.

Birçok hadis-i şeriflerde buyuruldu ki, (Mehdi'nin başı hizasında bir bulut olacakdır. Bulutdan bir melek: Bu Mehdi'dir, sözünü dinleyiniz!) diyecekdir. Bir hadis-i şerifde buyuruldu ki: (İsmini duyduğunuz kimselerden, yeryüzüne dört kişi malik oldu. İkisi mü'min, ikisi de kafir idi. Mü'min olan iki kişi, Zülkarneyn ile Süleyman "aleyhisselam" idi. Kafir olan ikisi de, Nemrud ile Buhtunnasar idi. Beşinci olarak, yeryüzüne, benim evladımdan biri, yani Mehdi de, malik olacakdır).

Bir hadis-i şerifde buyuruldu ki: (Kıyamet kopmadan önce, Allahü teala, benim evladımdan birini yaratır ki, ismi benim ismim gibi, babasının ismi, benim babamın ismi gibi olur ve dünyayı adaletle doldurur. Ondan önce dünya zulmle dolu iken, onun zemanında adl ile dolar). Bir hadis-i şerifde buyuruldu ki:

(Eshab-ı Kehf, Hazret-i Mehdi'nin yardımcıları olacakdır ve İsa "Aleyhisselam" bunun zemanında gökden inecekdir. İsa "Aleyhisselam", Deccal ile harb ederken, Hazret-i Mehdi, onunla beraber olacakdır. Bunun hükümdarlığı zamanında , her zemankinin aksine olarak ve hesabların tersine olarak, Ramezan-ı şerifin ondördüncü günü Güneş tutulacakdır ve birinci gecesinde Ay tutulacakdır).

O halde, insaf etsinler ki, bu alametler, (cahillerin, Hz. Mehdi zannetdikleri kimselerde ve) o ölen adamda var mıdır, yok mudur? Hazret-i Mehdi'nin daha birçok alametlerini, Muhbir-i sadık "aleyhissalatü vesselam" haber vermişdir. Ahmed ibni Hacer-i Mekki hazretleri (Elkavlülmuhtasar fi alamatil-Mehdi) ismindeki kitabında, Hazret-i Mehdi'nin ikiyüze yakın alametlerini yazmışdır. Geleceği bildirilen Hz. Mehdi'nin alametleri meydanda iken, başkalarını Hz. Mehdi sananlar, ne kadar cahildir. Allahü teala, onlara, doğruyu görmek, nasib eylesin! (Celaleddin-i Süyuti'nin, "Cüz'ün minel-ehadis vel-asar-il-varide-ti fi hakk-ıl-Mehdi) kitabında da Hazret-i Mehdi'nin alametleri bildirilmektedir). (s.60-61)

İmam-ı Rabbani "rahmet-ullahi aleyh", ikinci cildin altmışsekizinci mektubunda buyuruyor ki, hadisi-i şerifde (Yeryüzünü küfr kaplamadıkça ve heryerde küfr ve kafirlik yapılmadıkca, Hazret-i Mehdi gelmez) buyuruldu. Bundan anlaşılıyor ki, Hazret-i Mehdi çıkmadan evvel, küfr ve kafirlik her tarafa yayılacak, İslam ve Müslümanlar garib olacakdır. (H.Hilmi Işık, Saadeti Ebediye s. 350)

MEVDUDİ

...Fakat şu bir gerçek ki, Allah (cc)'ın hakimiyetini bütün dünyada tesis eden bir müceddid gelecektir. İster çok yakında isterse çok sonraları olsun, fark etmez, O, Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde açıkça tanımlanmış olan İmam Mehdi'dir. O'nunla ilgili olarak bazı işaretler de yine bizzat Peygamberimiz (sav) tarafından açıklanmıştır.

Bu işaretler, Müslim, Tirmizi, İbni Mace ve diğer bazı hadis kitaplarındaki hadislerde açıklanmıştır. Biz bu rivayetlerden sadece birini burada zikretmek istiyoruz.

Şuna inanıyoruz ki, İmam Mehdi geldiği zamanın en ideal komutanı, lideri olacaktır. Buradaki idealden maksadım şudur: çağın bütün gerçeklerini bilecek, tam bir yönetici yeteneğine sahip bir insan olacaktır. Korkarım ki, onu ilk reddedecek olanlar gelenekçi ulema sınıfı ve sufi takımından başkası olmayacaktır. Çünkü onlar göreceklerdir ki, bu insanın, tasavvurlarındaki Mehdi ile hiçbir ilgisi yok.

Hz. Mehdi, geldiği zaman, Müslümanların düşünce ve inançlarında bulunan cahiliye pisliklerini temizlemeye çalışacak, en saf şekliyle İslam'ı ortaya koyacaktır. İslam'ı her alanda hakim kılmak için çalışacaktır. Kendisine ait veya kendisinin oluşturduğu bir iddia veya davası yoktur. Bunun karşısında cahiliye de boş durmayacak, bütün gücüyle 'batılı' hakim kılmak için çalışacaktır. Ama hak için yapılan bu büyük cihadda Allah (cc)'ın yardımıyla Müslümanlar galip çıkacak, cahiliye hezimete uğrayacaktır.

Hz. Mehdi'nin hak davası için olan bütün çalışmaları İslam'ın dünyaya hakim olmasına vesile olacak, bütün dünyada bir İslam nizamı tesis edilecektir. İslam'ın bu hakimiyetini, sadece yönetim biçimi içinde ele almak yanlıştır. Çünkü, İslam'ın hakimiyeti her alanda gerçekleşecektir. Bütün bunların sonunda hadiste de belirtildiği gibi "yerde ve gökte bulunan herkes mutlu olacaktır."

Bir Müslüman olarak, İslam'ın hakimiyetini görmenin özlemi içindeyiz. Bunu görebiliriz veya göremeyiz, önemli olan bu değildir. Önemli olan bu gaye için gayret göstermek, çalışmaktır. Nihai fethin komutanını zihnimizde tasavvur edersek göreceğiz ki, böyle bir zaferin imamı ile halkın tasarladığı imam arasında hiçbir benzerlik yoktur. Böyle bir liderin geleceğine olan inancı, hayretle karşılayanlara şaşmamak, doğrusu elden gelmiyor... (Mevdudi, "İslam'da İhya Hareketleri", s. 52-55)

MAHMUD ESA'D COŞAN

...Ben bazı arkadaşlara dedim ki: "Bakın Hz. Mehdi kıyamet alametlerinden birisidir, çıkacak. Onun zamanında yaşayan insanlar, (velev habven ales selci) buz üzerinde emekleyerek dahi olsa, ona ulaşıp, onun askeri olmaları lâzım!..."

...Hz. Mehdi sevgisi hepimizin içinde vardır. Hz. Mehdi'ye bağlanmak arzusu hepimizin arzusudur...

( Prof. Dr. Mahmud Es'ad COŞAN, "Güncel Meseleler")

MEHMET ŞEVKET EYGİ

Ashabın büyüklerinden Ka'b hazretlerinin (RA) Resulullah Efendimiz hakkında nazmettiği "Banet Sü'ad" adlı kasideye, ondukuzuncu asır Osmanlı ricalinden Eyüb Sabri Paşa "Azizü'l-Asar" adıyla bir şerh yazmış ve bu 1291 yılında İstanbul'da 283 sahife olarak basılmıştır. Bu kitabın 176'ncı sayfasından özetle şöyle yazılmaktadır:

"Bazı keşif sahipleri Hazret-i İmam Mehdi radiyAllahu anh'ın 1400 Hicri yılında zuhur edeceğini tahmin etmişlerdir... Bazıları ise 1422 yılını göstermiştir."

Şu anda Hicri 1419 yılındayız. Hz. Mehdi'nin zuhuruna az kalmıştır. Gerçi şu anda Müslüman kesimde Hz. Mehdi olduklarını iddia eden veya Hz. Mehdi oldukları iddia edilen bir sürü adam varsa da, bunların ahir zamanda zuhur edeceği haber verilmiş olan hakiki Mehdi ile alakaları yoktur. Bazı büyük İslam alimleri Hz. Mehdi ile ilgili müstakil eserler kaleme almışlardır. Hz. Mehdi'nin babasının ismi, kendi ismi, bazı evsafı hakkında bilgiler verilmiştir. Şu anda Müslümanlar kendi akıllarıyla birleşemiyor, kurtulmak, izzet bulmak için yapılması gereken hizmet ve faaliyetleri yapamıyor. Artık Hz. Mehdi'yi beklemekten başka çare kalmamıştır. Bakalım Hz. Mehdi zuhur edince yalancı Mehdiler ne yapacaktır?

Haberlerde Mehdi Hazretleri zuhur edince bir kısım ulemanın onu tanımayacağı, karşı geleceği bildiriliyor. Bunlar ulema-i su'dur. Müslümanları oyalayan, afyonlayan, aldatan, uyutan kişiler... (Mehmet Şevket Eygi, Milli Gazete, 15/06/1998)

MUSTAFA KAPLAN

Mehdilik konusunda yapmış olduğu ciddi araştırmalarla tanınan Mustafa Kaplan, Risale-i Nur ışığı altında Hz. Mehdi'nin bu zamanda yaşadığıyla ilgili olarak yazmış olduğu yazılarda okuyucularına şunları belirtmiştir:

"Evet, İsrail devletini hak ile yeksan edecek olan Hz. Mehdi Aleyhisselam hayattadır.

…Onların Mesih diye beklediği aslında "büyük Deccal" denen fitne başıdır. O da günümüzde hayattadır, sanırım henüz çocuktur. Onu dünya yüzünden temizleyecek olan gerçek Mesih Hz. İsa (as) ise zaten diridir ve Rabbimiz'in Katındadır. Belki dünyaya gönderilmiştir, belki de gönderilme zamanı çok yaklaşmıştır. (04-04-1997 Akit Gazetesi)

Mustafa Kaplan; Bediüzzaman'ın Hz. Mehdi'yi müjdelediğini, Hz. Mehdi'nin Risale-i Nurları kendine program yapacağını, başkalarının sandığı gibi, Bediüzzaman Said Nursi'nin ahir zaman Mehdisi olmadığını, bir okuruna cevaben yazdığı yazısında şöyle anlatmaktadır:

…1400 senedir İslam ümmetinin dört gözle beklediği Hz. Mehdi'yi anlatan Bediüzzaman Hazretleri , o zatın üç mühim vazifesi olacağını söylüyor… aynı Üstad Hz. Mehdi'nin kendisine program yapacağı eserlerin kendi yazdığı Risale-i Nur külliyatı olduğunu ise başka bir eserinde aynen şöyle diyor: "sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nur'u bir program olarak neşr ve tatbik edecek" (Sikke-i Tasdiki Gayb, s. 9)

Kıymetli okuyucumuz eğer şu sayfa numaralarını verdiğim eserlere bakarsa, Bediüzzaman Hazretlerinin böyle söylediğini görecektir…

Bendeniz Bediüzzaman hazretlerinin "ilham-i ilahi" ile yazdığına yürekten inanıyorum. Nasıl bugüne kadar söyledikleri birer birer gerçekleşmiş ise bu söyledikleri de aynen gerçekleşecektir. Yani bütün İslam alemini ittihad ettirecek olan Hz. Mehdi, Müslümanların imanlarını işte bu Risale-i Nur Külliyatı ile kurtaracaktır. Demek o zatın programı bu eserlerdir.

İnanmayanları zorlama gücümüz yoktur. Nasıl olsa zuhur gerçekleşince gerçekte ortaya çıkacaktır (05-08-1998 Akit Gazetesi)

Yine başka bir yazısında aynı konuyla ilgili olarak:

"…demek Risale-i Nur'un asıl sahipleri olan Hz. Mehdi ve talebeleri gelince Bediüzzaman hazretlerinin 1911 senesinde müjde verdiği "Osmanlı ülkesinden çıkacak büyük bir parlak nur" haberi inşaAllah madde aleminde de gerçekleşecektir. Zaten yukarıya Emirdağ Lahikası'ndan aldığım pasajın (Emirdağ Lahikası, c.2, s. 108) son cümlesine bakan, bunu anlamakta tareddüt etmez.

Diyor ki "belki inşaAllah, o görüş, yüz sene sonra nurların ektiği tohuımların sümbüllenmesi ile aynen o geniş daire nur dairesi olacak, onun yanlış tabirini sahih gösterecek." (a.g.e)

Üstadın yanlış tabir ettiğini söylediği konuşmanın üzerinden yüz sene geçmesi için şurada ne kaldı… Mana gözü açık olanlar, söylenenlerin tahakkuku için fazla bir zaman kalmadığını görmekte gecikmezler. (07-02-2000 Akit Gazetesi)

Mustafa Kaplan'ın konuyla ilgili diğer bazı yazıları ise şu şekildedir:

"…İki grup Müslümanın tepkisini çekmekteyim. Bediüzzaman Hazretlerini "Mehdi-i ahir zaman" kabul eden kardeşlerimiz, yeni birisinin daha geleceğinin söylenmesini yanlış buluyorlar. Halbuki eserlerde müteaddit yerlerde Üstad böyle yazmış. Dikkatlice müteala eden bir gözün yanılması zordur…

Gelecek Hz. Mehdi'nin (as) iman cihetinde Risale-i Nurları program yapacağını söyleyince de, Nurcu olmayan Müslüman kardeşlerimizin tepkisini çekmekteyim. Halbuki bu iddianın sahibi, bizzat Bediüzzaman Hazretleridir, biz sadece nakiliz…

1400 senedir İslam aleminin beklediği zat gelince… yaklaştığından hiç şüphem olmayan o günler zuhur ettiğinde, kimin haklı olduğunu bütün alem görecektir… " demektedir. (04-09-1998 Akit Gazetesi)

Geçen asrın müceddidi Bediüzzaman Hazretleri de bu gerçeğin altını çizmekte ve şöyle demektedir. "Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz." (Mektubat, 28. Mektub, 7. Mesele, 5. Sebeb, s. 380), (29. 9. 1999 Akit Gazetesi)

Haber verilen hadiselerin vukua gelme vakitleri yaklaşmıştır. Şimdi ilmen kabul etmeyenler de, bizzat Hz. İsa'nın (as) icraatlarını ve ondan önce de Hz. Mehdi'nin (as) faaliyetlerini görerek kabul etmeye mecbur kalacaklardır. Yaşayan görür... ("Bu da Tetimmesi", Akit Gazetesi, 19. 12. 1996)

Her ne kadar son müceddid Bediüzzaman Hazretleri sende yaşamış ve Mehdi Aleyhisselam da sende doğmuşsa da;

Ey 1900 devresi sen bu aleme bela oldun. İnsanların hak mefhumunu unutup nefislerinin peşine düştüğü uğursuz bir zaman birimi oldun...

...Çok şükür ki, artık mazi oldun. Bugün sen yoksun? Yaklaşık bir asır gerçek Müslümanlara saadet dağıtacak olan 21. asrın gölgesi üstümüze düştü. (Gel Sevgili 2000, Akit Gazetesi, 01. 01. 2000)

Arkadaşımız Murat Kapkıner'in 17 Eylül 1999 tarihli yazısını kesip saklamıştım, ama ancak şimdi ele alabilme fırsatı buldum. Yazının omurgası Hz. Mehdi üzerine kurulmuştu. Verdiği bilgiler ise, kitabın ortasından alınmış doğru tesbitlerdi. Bazı paragrafları tekrar sizlerle paylaşmak istiyorum:

"Hz. Mehdi'nin ön şartı, zulmü tüketmiş toplumlara ilahi belaların gelmesi. Ayetlerin genelinden de anlaşılan şu ki, belalar müjdedir. Gök gürültüsü gibi, yağmurun, rahmetin müjdecisidir.

Belalardan sonra biri çıkıp, (gene ayetlerin mükerreren bildirdiğine göre) 'Hiçbir ücret istemeyerek' Hakk'a çağırır, adalete çağırırsa o Hz. Mehdi'dir. Yani, 'ücret istememek', bir dünya yararı ummak bir yana, yüksek riskler almaktır ve biri böylesine 'ücret istemeden', 'dünyasının aleyhinde yüksek riskler' alırsa, o Hz. Mehdi'dir."

El Hak, biz de aynı kanaatteyiz. Demek, üzerimize yağmaya başlayan arzi ve semavi belalar, aynı zamanda bir yüksek müjdeyi de beraberinde getirmektedir. Hele biraz daha beşik gibi sallasın, arkasından o "ücret istemeden Hakk'a çağıran" makam sahibi zuhur edecektir inşAllah.

Doğru söze ekleyecek bir şey bulamıyorum. Elbette kalbinde zerre kadar gerçek imanı olanlar o zat-ı nuraniyi tanıyacak, sevecek, davet ettiği Kur'an caddesine bütün mevcudiyetiyle lebbeyk diyecektir. Dünya menfaati için dinini ucuza satmış olanların zuhur anında tereddütleri, elbette normaldir... ("Kapkıner'den doğru tespitler", Akit Gazetesi, 27. 11. 1999)

Haberi, "Evrende büyük buluşma" başlığı ile 23 Aralık 1999 günkü Akit'te okudum. Önümüzdeki 5 Mayıs gününde Güneş, Ay, Dünya ve bazı gezegenler bir ip gibi aynı hatta dizileceklermiş. Rivayete göre, aynı hal bir de bundan 6 bin sen önce olmuş.

Kainatta tesadüf olmadığını her mü'min bilir ve öyle inanır. Yaratılan her şeyin dizgini madem ki Allah'ın elindedir; elbette istediği gibi dizer, istediği gibi bozar. Lakin o dizilmenin rastgele olmayacağı kesindir.

Evet, kainatın yeni bir asra girerken yeni bir zihniyetin hakimiyetine hazırlandığını inkar mümkün değildir. Aklı olan, Allah Rasulünün tebliğ ettiği dini harfi harfine kabul eder. Son pişmanlığın fayda etmeyeceği günler yaklaşmaktadır. Sel gibi gelecek belalardan muhafaza olabilmenin tek yolu da o tavizsiz imandır... ("5 Ay Sonra...", Akit Gazetesi, 05. 01. 2000)

AHMED MUHSİN MERİÇ

Hazret-i Sultan Mehmed Fatih'i İstanbul'un fethi meselesinde en ziyade teşvik eden ve 'Fatih' ünvanına layık bir kisveye bürünmesinde ihtimam ve himmetini esirgemeyen kişi elbette ki 'Akşeyh' namıyla ma'ruf Akşemseddin Hazretleri (1390-1459) idi. Akşeyh, fethin hem maddi hem manevi, iki yüzü olduğunun farkındaydı.

Çünkü Fahr-ı Alem (asm)'dan rivayet edilen hadis-i şerifler hem komutan ve askerlerden müteşekkil bir ordunun İstanbul'u fethinden, hem de silahsız, kan dökmeden; tevhid, tesbih, tahmidlerle, vuku bulacak; Al-i Beytten bir mübarek zatın kumandasındaki manevi bir ordunun İstanbul'u fethinden haber veriyordu. Buna binaen Akşeyh; İstanbul'un, geleceği hadislerle sabit olan Hz. Mehdi eliyle ikinci kez fethedileceğini gayet iyi biliyordu.

Devrin ulemasının hadislerin ifadesinden yola çıkarak Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethedemeyeceğini söylemelerine mukabil, Akşeyh bir değil, 'iki fetih' vuku bulacağından hareketle, ulemanın bu yöndeki itirazlarına karşı çıkıyor ve mütemadiyen Sultan Mehmed'e fetihname denebilecek müjdeli mektuplar yazıyordu.

"İstanbul'u önce Mehmed fethedecek, sonra İstanbul ehl-i salibin eline geçecek, daha sonra da Hz. Mehdi İstanbul'u tekrar fethedecek" diye devrin ulemasına cevap veriyordu. (Risaletü'n- Nuriye, Akşemseddin, A. İhsan Yurd, İstanbul, 1972).

İşte hadislerle sabit olan ve Akşeyh'in de müjdelediği ikinci fethin kumandanı Hz. Mehdi ve yine hadisin ifadesi ile "hiçbir kınayıcının kınamasından çekinmeyen" kahraman askerlerden müteşekkil nurani ordusu, evvelemirde kalplerdeki Ayasofya'nın kapılarını açacak ve fethin sembolünün ibadete açılması ile ikinci fetih gerçekleşecek. ("Akşeyh'in Nurlu Müjdesi Ve İkinci Fetih", 25. 05. 2000)

BURHAN BOZGEYİK

Ebced hesabı umumiyetle Hicri takvime göre yapılmaktadır. Bu ilmin erbabı ve hesabı yapmaya ehil olanlar, ahir zaman alametleriyle ilgili hadis-i şerifleri ele alarak bazı hesaplar yapmaktadırlar. O hesaplara baktığımızda önünüzdeki yıllarda fevkalade gelişmeler olacağını söyleyebiliriz.

Mübarekfuri de "Tuhfetü'l Ahvezi" isimli eserinde ahir zamandaki hadislerden birisiyle ilgili şu bilgileri vermektedir:

"Müslümanlar arasında bilinen şudur ki; ahir zamanda zulüm ve adaletsizlik her tarafı kapladığı bir sırada Ehl-i Beyt Resul'den bir adam çıkarak zulmü ortadan kaldırıp adaleti ikame edecek ve Müslümanlar ona tabi olup, bütün İslam ülkelerini sultasına alacaktır. İşte bütün İslam dünyasını idaresi altında bulunduracak bu zata Mehdi denir. Hz. Mehdi'nin çıkacağı devrede Deccal de çıkacak ve Efendimiz'in (SAV) haber verdiği kıyamet alametleri de böylece tahakkuk etmiş olacaktır." (Günden Güne, "2000'e Bir Kala", 01.02.1999)

Binlerce yıldan beri emirber bir nefer gibi fezada dönüp duran "Dünya gemisi" artık yolun sonuna gelmek üzeredir. Yolun sonuna yaklaştığını nereden anlıyoruz?

Kainatın Efendisi'nin (Aleyhisselatü Vesselam) haber vermiş olduğu kıyametin küçük ve büyük alametlerinin hemen hemen tamamı zuhur etmiştir. Geriye kala kala birkaç alamet kalmıştır. Onlardan en mühimi de, ahir zamanda hakimiyet-i Kur'aniye'nin tahakkukudur.

İşte şimdi yeni bir devrin eşiğindeyiz. Uzunca bir zaman devam eden "zulümat devresi" sona ermek üzeredir. Beşer bu devrede çok sıkıntı çekti. Allah'ın dinine savaş açan rejimler yüzünden insanlık huzur ve saadet yüzü görmedi. Şüphesiz onlara izin ve fırsat veren de Allah-u Teala idi. Beşer öyle bir devrede imtihandan geçmeliydi. Elmas tabiatlılarla kömür tabiatlılar,. Hz. Ebu Bekir gibilerle Ebu Cehiller birbirinden ayrılmalıydı.

Kur'an-ı Azimüşşan'daki ve Hadis-i Şeriflerdeki işaretlere bakılacak olursa, artık "Küfür ehli" yolun sonuna gelmiş durumdadır. (Günden Güne, "Emniyet kemerinizi bağlayın!", 01. 10. 1999)

ŞABAN DÖĞEN

Günümüzün tanınmış araştırmacı-yazarlarından Şaban Döğen, "Mehdi ve Deccal" isimli kitabında Hz. Mehdi konusunu başlıklar halinde incelemiştir. Bunlardan bazılarına aşağıda yer verilmiştir.

• Hz. Mehdi Beşerüstü Değildir

Hz. Mehdi'yi de beşerüstü, harikulade varlıklar olarak düşünmek doğru olmaz; İslami anlayışına, Adetullaha, fıtrat kanunlarına ters düşer. Peygamberimiz (sav)'in bile her işi olağanüstü olmadığına göre Hz. Mehdi'den nasıl böyle birşey beklenebilir? Elbette Hz. Mehdi yeri ve zamanı gelince kerametler gösterecektir. Ama her hali harika değildir. Mevdudi'nin dediği gibi, "Hz. Mehdi ne zaman gelirse gelsin o zamanın bilgisini, kültürünü, ahvalini, zorunlu şeylerini çok iyi bilecek ve zamanına uygun tedbirleri alacak, döneminde fenni ve ilmi buluşlardan, aletlerden faydalanacak onları en iyi şekilde kullanacaktır." (s. 22)

• Hz. Mehdi ve Takva

Sonra peygamberlik gibi Mehdilik de gayretle, çabayla elde edilebilecek bir makam değildir. Tamamen Allah vergisidir ve Allah onu dilediğine, tabi ki en layık olana verir… (s. 30)

• Hz. Mehdi, Mehdilik Davasında Bulunacak mıdır?

Hz. Mehdi açıkça "Ben Mehdi'yim. Allah tarafından görevlendirildim. Bana uyun." diye ortaya çıkmaz. Bunu söylemekle görevli de değildir. O ancak eser ve hizmetleriyle tanınır. (s. 42)

• Hz. İsa Geldi mi?

İbni Mace'de yer alan bir hadiste ise, savaşlar baş gösterdiğinde Arap olmayanlardan atları cins atların en kıymetlisi, silahları silahların en iyisi olan bir ordunun İslam'ı teyid edeceği bildirilmektedir.

Bu ordu ahir zamanın büyük savaşları anında İslam'a destek olan harp teknolojisi yüksek Hristiyan bir devletin ordusu olamaz mı? (s. 136)

• Hz. Mehdi Üzerine

Kimdir bu Hz. Mehdi? Resulü Ekrem niye özellikle ona uymayı tavsiye etmektedir. Eğer onun döneminde yaşayacak olursak onu nasıl tanıyacağız? O karışıklık, bozukluk, herc-ü merc, fısk-u fesad döneminin adamı olduğuna göre mücadelesine karşı ne ve nasıl yapacaktır? Özellikleri nelerdir? Bunlar ve bunlara benzer soruların cevabı bilinmedikçe Hz. Mehdi'nin fonksiyonu, icratının ehemmiyeti elbette tam anlaşılamaz. (s. 143)

• Hz. Mehdi Kimdir?

…Mehdi kelimesi geniş periyodlu bir kelimedir. Ancak bu kelime başına "el" takısı geldiğinde özel ve belli bir kimseye isim olmuş olur ve hadis-i şeriflerde ahir zamanda geleceği müjdelenen meşhur ve manevi büyük kurtarıcı için kullanıldığı görülür. (s. 145)

• İslam Alimleri ve Hz. Mehdi

Mevlana Celalettin Rumi ise bundan şöyle bahseder:

Her devirde peygamber yerine bir veli vardır;

Bu sınama kıyamete kadar daimidir.

Kimde iyi huy varsa kurtulmuştur.

Kimin kalbi sırçadansa kurtulmuştur.

İşte diri ve faal imam, o velidir;

İster Ömer soyundan olsun, ister Ali soyundan

Ey yol arayan, Hz. Mehdi de odur, hadi de.

Hem gizlidir, hem senin karşında oturmakta. (s. 154)

• Fazileti

Hakim'in Müstedrek'inde Hz. Ali'den gelen bir rivayette Hz. Mehdi ve askerlerinin faziletleriyle ilgili olarak şöyle denilir: "Selef onları geçemediği gibi halef de onlara ulaşamaz" (Müstedrek, Mukaddime: 52, Fasıl, s.319)

Hz. Mehdi valiyetin en yükseğindedir.

(İmam-ı Rabbani, Mektubat, s.357 (251. mektuptan)

Zamanında yeryüzünün en hayırlısıdır. (el-Kavlü'l-Muhtasar) (s. 159)

• Faaliyet Süresi

Bediüzzaman, "Ümmetimden bir grup kıyamet kopuncaya kadar hak uğrunda mücadele etmeye devam edecek" (Buhari, İ'tisam:10; Müslüm, İman: 247; İbni Mace, Mukaddime: 1; Tirmizi, Fiten: 51) hadis-i şerifini açıklarken, hadisin aslını ebced hesabına vurmuş , Hz. Mehdi'nin şahsi manevisinin icraat dönemini çıkarmıştır. Buna göre hadisteki "Zahirine ale'l-hakk = hak üzerine galibane olarak" ifadesinin ebced değeri 1506'dır. Bu cemaat Hicri 1506 tarihine kadar zahir, aşikare, daha öte galibane hükmedecektir. Daha sonraki hizmetler ise 1542'ye kadar gizli ve mağlubiyetle yürütülecektir. 'Hatta ye'tiyellahu biemrihi = Kıyamet kopuncaya kadar" 1545 ise kafirin başında kopacak kıyamete işaret etmektedir. (Nursi, Kastamonu Lahikası, s.23) (Mehdi ve Deccal, Şaban Döğen, s. 164)

• Hz. Mehdi ne zaman çıkacak?

Hz. Ali, zaman Besmele'nin harflerinin sonuna geldiğinde Mehdi'nin çıkacağını söyler. (Ramuz, 2:676) Besmele 19 harftir ve Kehf Suresi ise 111 ayetten ibarettir ve Kuran'ı Kerim'in 18. suresidir. Burada şöyle latif bir tevafuk vardır ki 18. Asrın sonu ve 19. Asrın başında Hz. Mehdi çıkar hizmete başlar. Hz. Mehdi'nin galibiyete başlaması ise 111x18=1998'dir. (s. 167)

• Hz. Mehdi'nin içerisinde hizmet verdiği millet

Hz. Mehdi'nin neseben Al-i Beytten olduğunu az önce öğretmiştik. Ancak bu, Hz. Mehdi'nin illa Araplar arasında çıkacağını göstermez. Hatta hadislerden Arapların dışında zuhur edeceğini çıkarmak bile mümkündür. Mesela, Tirmizi'de yer alan bir hadiste "Hz. Mehdi'nin Arap'a hakim oluncaya kadar kıymetin kopmayacağından" (Tirmizi, Fiten:43) söz edilir ki, buradan Arapların içinde çıkmayacağını anlıyoruz. Çünkü Arap'a hakim olmak için onların dışında olmak gerekir. (s. 170)

• Başka bir hadis-i şeriften ise şunu öğreniyoruz: Doğudan bir takım insanlar çıkacak ve Hz. Mehdi'ye zemin hazırlayacaklar. Yani Hz. Mehdi onlar arasında hükümran olacaktır.

(İbni Mace, Kitab-ül Fiten: 35 (4088)

Bu hadis doğuda bulunan veya doğudan gelen bir millet içerisinde çıkacağını göstermektedir ki – Allah-u a'lem- bunlar o zamanlar doğuda bulunan, sonradan Anadolu'ya yerleşen Türklere işaret etmektedir. (s. 171)

• Seyyid Ahmed Hüsameddin (r.a.) İstihraçname'sinde Hz. Mehdi'nin doğuş yeriyle ilgili şöyle bir not düşmüştür:

"Müslümanlardan bir zat gelecek, bu zatın şerefi Kafkasya'nın en uludağından etrafa güneşin şuaı gibi şulenisar olacaktır. (Osman Yüksel Serdengeçti, Mabedsiz Şehir, Serdengeçti Neşriyatı: VI, s.107)

Bütün bunlar, Hz. Mehdi'nin yoğun faaliyetini Türkler içerisinde yürüteceğini göstermektedir. (s. 172)

• Hz. Mehdi'ye Destek Verenler

Arap değil, diğer milletlerden olan bu yardımcılar (Kıyamet alametleri, s. 169) her zalime ve cebbar oğlu cebbara galip geleceklerdir. Demir gibi kalplere sahip bu insanların diğer önemli bir özellikleri de geceleri abid, gündüzleri de aslan kesilmeleridir. (Kitabü'l-Bürhan, s. 57-68)

Hz. Mehdi'nin ordusu zaman zaman darbeler yiyecek, zaman zaman o çetin görevi üstlenememek rahatlık meyli; can, mal, mevki korkusu gibi çeşitli sebeplerle kendisinden ayrılanlar olacaktır. Ama "onlar buna aldırmayacak," (Ramuzü'l Ehadis, s. 476 (İbni Mace'den)

"Ayrılanlar da, muhalifler de ona zarar veremeyecek. O kendisinden ayrılanlara rağmen muzaffer olarak yoluna devam edecektir." (Ramazü'l-Ehadis, s. 487 (Taberani'nin Kebir'inden)

Böylece "mücadele edenlerle sabredenler ortaya çıkarılmış" (Al-i İmran Suresi, 142) olacaktır. (s. 192)

OSMAN ÇATAKLI

Prof. Osman Çataklı da uzun yıllar yapmış olduğu mehdilik ile ilgili çalışmalarla konuya ışık tutmaya çalışmıştır. 1949-1952 yılları arasında "Abdülaziz Bekkine" nin "Ramuzul el-hadis" ten işlemiş olduğu mehdilik ve kıyamet ile ilgili ders notlarından hazırlanan "Kıyamet Alametleri" kitabında konuya özel bir önem vermiştir:

"…Hülâsa olarak şu söylenebilir ki: Kıyametin küçük alâmetlerinin hemen hepsi zuhur etmiş ve sıra büyük alâmetlere gelmiştir.

Binâenaleyh, her Müslümanın imanını koruyabilmesi için buna göre hazırlanması, bilhassa Deccal fitnesine karşı müteyakkız olması, kendisi için bir kurtuluş vesilesi olacaktır...

Bu eserde kıyametin yaklaşmasına ait alâmetleri belirten hadis-i şerifleri, tasnif edilmiş bir şekilde takdim etmekle, din kardeşlerimize faydalı olmaya çalışılmıştır…

18/11. Sizleri benden sonra vuku bulacak yedi fitneden sakınmaya davet ederim: Medineden çıkacak bir fitne, Mekke'den çıkacak bir fitne, Yemen'den çıkacak bir fitne, Şam'dan çıkacak bir fitne, şarktan çıkacak bir fitne, garbdan çıkacak bir fitne... Bir fitne de Şam'ın merkezinden zuhur eder ki, işte bu Süfyânî'nin fitnesidir. (Mehdi (as)'dan bir sene evvel çıkacak bir fitne.) ( Hz. İbn-i Mes'ud RA)

300/3. Benden sonra fitneler olur. Birisi de ahlâs fitnesidir. (Deve çulu fitnesi, yâni milletin boynunda temelli kalır.) Harpler, hicretler olur. Sonra daha şiddetli bir fitne olur. Ha bitti denir, daha da devam eder. O derece ki, fitnelerin kendine dokunmadığı ev ve Müslüman kalmaz. Bu hal Ehl-i Beytimden bir Müslüman (Mehdi as) çıkıncaya kadar devam eder. ( Hz. Ebû Said ra)

…Küçük alâmetlerden sonra gelecek olan büyük alâmetler melhameler ve Hz. Mehdi (as) ile başlamakta ve Güneş'in batıdan doğmasına kadar, takriben 55-60 sene devam etmektedir. Bu devir insanlar için büyük imtihanlarla dolu olmakla beraber, Hz. Mehdi (as)'nin 7 senelik ve onu takiben de Hz. İsa (as)'ın 40 senelik, yeryüzünü adaletle dolduran idareleri de bu devir içinde bulunmaktadır.

299/8. Yakında, sizinle Rumlar arasında dört sulh anlaşması olur. Dördüncü Âl-i Harun'dan biri ile gerçeklenir. Ve bu yedi sene devam eder.

Denildi ki:

"-Yâ RasûlAllah, o gün insanların imamı kimdir?"

Buyurdu ki:

"İmam, benim evlâdımdan kırk yaşında, yüzü parlak bir yıldız gibi olan, sağ yanağında siyah bir beni bulunan ve üzerinde iki kutvânî aba olan, bir kimsedir. Tavrı Benî İsrâil ulemasına benzer. Yirmi sene hüküm sürer. Arzdaki hazineleri çıkarır ve şirk beldelerini fetheder." ( Hz. Ebû Umame RA)

Not: Görüldüğü gibi Rumlar (Hristiyanlar) bir düşmana karşı Müslümanlara yardım maksadı ile, müttefik olarak, Amik ovasına 960 000 kişilik, 80 tümenlik bir kuvvet getirdikten sonra, Müslümanların o düşmana galib gelmesi üzerine anlaşmayı bozup, gadirlik yapacaklar ve Müslümanlar üzerine hücum edecekler. Bu harbe Melhame-i Kübrâ deniyor ve Antakya'da Amik Ovası ve civarında cereyan edeceği anlaşılıyor. Bu harbde merkez Şam'da bulunuyor ve Müslümanların başında kumandan olarak Hz. Mehdi (AS) bulunuyor. Ve Allah'ın inayeti ile Müslümanların bu harbi de kazanacakları anlaşılıyor...

 

Hz. Mehdi (AS)'nin Zuhûru, Vasıfları ve Müddeti

344/7. Nasıl helâk olur bir ümmet ki, evvelinde ben, sonunda Meryem oğlu İsa (AS) ve ortasında da Ehl-i Beytimden Mehdi (AS) vardır. ( Hz. İbn-i Abbas RA)

236/21. Mehdi benim Ehl-i Beytimden ve evlâd-ı Fâtıme'dendir. ( Hz. Ümmü Seleme RA)

236/20. Mehdi Amcam Abbasın sülâlesindendir. ( Hz. Osman ibn-i Affan RA)

237/2. Mehdi'nin ismi ismime, babasının ismi de babamın ismine uyar. ( Hz. İbn-i Mes'ud RA)

508/10. Ehl-i Beytimden bir adam çıkar, ismi ismime, ahlâkı ahlâkıma mutabık olur. Dünyayı ahlâk ve nesafetle doldurur; evvelce zulm ve cevir ile dolduğu gibi. ( Hz. İbn- iMes'ud RA)

237/1. Mehdi bizdendir, ey Ehl-i Beyt! Size müjdeler olsun. Allah onu bir gecede ibraz eder. (Olgunlaştırır.) ( Hz. Ali RA)

359/2. Dünyanın ancak bir günlük ömrü kalsa, Allah yine o bir günü uzatır ve Ehl-i Beytimden ismi ismime, babasının ismi babamın ismine uygun birini meydana çıkarır (Mehdi) ve o da dünyayı adalet ve nesafetle doldururdu. Daha önce zulm ve cevir ile doldurduğu gibi. ( Hz. İbn-i Mes'ud RA)

508/6. Şarktan bir cemaat çıkar, Mehdi'nin saltanatına yardım ederler. ( Hz. Abdullah bin-i Haris RA)

508/4. Horasan'dan siyah bayraklılar çıkar ve İlya'ya (Kudüs'e) kadar önlerinde bir şey tutunamaz. ( Hz. Ebû Hüreyre RA)

33/5. Siyah bayraklar gelip de karşınıza çıktığında, Farslılar'a ikramda bulunun. Zira sizin devletiniz onlarla beraberdir. ( Hz. İbn-i Abbas RA)

135/3. Biz öyle bir Ehl-i Beytiz ki, Allah bizlere dünyayı değil ahireti nasib etti. Benden sonra Ehl-i Beytim, belâ, şiddet ve tarda maruz kalacaklar; doğu tarafından siyah bayraklılar gelinceye kadar... Bunlar mal isteyecek, kendilerine mal verilmeyecek. Bunlar döğüşecekler, sonra geri çekilecekler. İstedikleri kendilerine verilecek, fakat kabul etmeyecekler. Ve onu, ismi ismime, babasının adı, babamın adına uyan, Ehl-i Beytimden bir kimseye teslim edecekler.

O (Mehdi (as)) arza sahip olur ve kendisinden önce baskı ve zulümle dolu olan arzı, doğruluk ve adaletle doldurur. Sizden veya sonra gelenlerden birisi ona yetişirse, kar üzerine sürünerek dahi olsa, gelsin ona katılsın! Muhakkak ki onlar hidayet sancaklarıdır. ( Hz. İbn-i Mes'ud RA)

48/1. Horasan cihetinden gelen siyah sancaklar gördüğünüzde onlara katılın! Zira onların içinde Allah'ın halifesi Mehdi (AS) vardır. ( Hz. Sevban RA)

298/2. Yakında size Horasan tarafından siyah bayraklılar gelecek. Kar üzerinde emekleyerek olsa da onlara iltihak ediniz! Zira onların arasında Allah'ın halifesi Mehdi (AS) vardır. ( Hz. Sevban RA)

518/5. Ramazan'da bir seda olur. (Mânâsı anlaşılır). Şevval'de de bir seda olur. (Mânâsı anlaşılmaz). Zilkade'de kabileler birbiriyle çarpışır. Zilhicce'de hacılar talana uğrar. Muharrem'de gökten şöyle nida olur: "Dikkat ediniz. Filan kimse Allah'ın halkının hayırlılarındandır. Onu dinleyiz ve ona uyunuz!" ( Hz. Şehr ibn-i Havşeb RA)

346/6. Hiç şüphe yok ki, arz cevir ve zulümle dolacak. Zulüm ve cevirle dolduğu o zaman, Allah Ehl-i Beytimden ismi benim ismimde, babasının ismi babamın isminde bir kimseyi gönderir de dünyayı adaletle ve nesafetle doldurur. Önce zulüm ve cevirle dolduğu gibi. O zaman gök yağmurunu, yer mahsülünü esirgemeyecek ve o aranızda yedi, sekiz, çok çok dokuz vakit duracak. ( Hz. Muaviye ibn-i Kur'a RA)

508/8. Ümmetimin içinden Mehdi (AS) çıkar. Beş veya yedi veya dokuz (sene) kalır. (Râvi sayıda tereddüt etmiş.) Sonra üzerlerine bol rahmet gönderilir. Arz nebatatını bir şey saklamaz bitirir. Mal hakir olur. Bir adam ona gelir ve şöyle der: "Ya Mehdi bana ver, bana ver!" Ona elbisenin taşıyabileceği kadar verir. ( Hz. Ebu Said RA)

508/7. Ümmetimin sonunda Mehdi (AS) çıkar. Allah-u Zülcelâl Hazretleri ona rahmetini indirir. Arz ona nebatını çıkarar. Mal sahih olarak verilir ve müsavat üzere taksim edilir. Davar çok olur. Cariyeler bile saygı görür. Yedi veya sekiz yıl yaşar. (Râvi yedi veya sekizde tereddüt etmiştir.) ( Hz. Ebû Said RA)

7/7. Hz. Mehdi ile müjdelenin. O Kureyş'ten ve Ehl-i Beytimden bir kişidir. O, insanların ihtilâf ve ictimâî sarsıntılar içinde bulundukları bir sırada çıkar. O yeryüzünü, kendinden önce zulüm ve baskı ile doldurulduğu gibi, adalet ve insaf ile doldurur. Ondan yer ve gök ehli razıdır. Ve o malı sabah üzere taksim eder.

Dediler ki:

"Sabah nedir?"

Buyurdu ki:

"Seviye üzere demektir.

Ve ümmet-i Muhammed'in kalblerini zenginlikle doldurur ve adaleti onları ihata eder. O kadar ki, bir münâdiye "Kimin ihtiyacı varsa bana gelsin!" diye nida etmesi emrolunduğunda, bir kişiden başka kimse gelmez. O kimse istekte bulunur. O da "Hazinedara git sana versin" der. O da gider ve "Ben Mehdi tarafından, kendisine istediği verilmesi için gönderilen kimseyim." dediğinde, hazinedar "Al!" der. O da alır.

Fakat aldığını taşımaya gücü yetmez. Bunun üzerine taşıyabileceğini alır, fazlasını geri bırakır. O malla çıkar ama, sonra pişman olur ve "Ümmet-i Muhammed'in nefis cihetinden en aç gözlüsü herhalde benim. Onların hepsi de mala davet olundukları halde, benden başkası buna icabet etmedi." diyerek, aldığı malı iade etmek ister. Hazinedar da: "Biz verdiğimizi kat'iyyen geri almayız!" der. Bu devir altı, yedi, sekiz veya dokuz sene devam eder. Bundan sonraki hayatta ise hayır yoktur.

Hadramut'tan Bir Ateşin Zuhuru

297/7. Yakında Hadramut'tan veya Hadramut denizinden bir ateş çıkacak ve kıyametten evvel insanları toplayacak.

Dediler ki:

"Ya Resulullah (sav), bize ne emredersin?"

Buyurdu ki:

"Siz Şam'a gitmeye bakın!" ( Hz. İbn-i Ömer RA)

Not: Bu toplanma yerinin Şam olduğu bilindiği için melhamelerde Hz. Mehdi zamanında merkez Şam'da olmakla, bu hadise tahminen buraya yerleştirilmişse de doğrusunu Allah-u Teàlâ bilir.

48/1. Horasan cihetinden gelen siyah sancaklar görüldüğünde onlara katılın. Zira onların içinde Allah'ın halifesi Mehdi (AS) vardır. ( Hz. Sevban RA)

282/2. Yakında size Horasan tarafından siyah bayraklılar gelecek. Kar üzerinde emekleyerek olsa da onlara iltihak ediniz. Zira onların arasında Allah'ın halifesi Mehdi (AS) vardır. ( Hz. Sevban RA)

(Osman Çataklı-Lütfi Doğan -M. Cevad"Râmûz el-Ehàdîs, Hadisler Deryası" Kıyamet Alametleri, 1982)

Yine ayrıca Osman Çataklı hazırladığı "Son Mürşitlerimiz" isimli yazı dizisinde konu ile ilgili olarak şunları yazmıştır:

"…Hazreti Mehdi'nin zuhur zamanı, aşağıdaki hadis-i şerifle 4. sulha göre şöyle verilmiştir.

Yedi yıl devam edecek olan 4. sulhdan sonra Hz. Mehdi'nin zuhur edeceği.

2.15. Ebu Naim, Ebu Umameden tahric etti, Resulullah (SAV) buyurdu: Sizinle insanlar (bir nüshada Rumlar deniyor) arasında dört sulh olacak, dördüncü sulh, Heraklius ehlinden bir adam vasıtası ile olur ve bu yedi yıl devam eder. Bir adam, "Ya Resulullah (SAV) o gün insanların imamı kimdir?" dedi. Buyurdu ki: Evladımdan kırk yaşında Mehdi'dir. Yüzü parlayan yıldız gibidir, yanağında siyah bir ben vardır, üzerinde kutvani iki aba bulunur. Tavrı Ben-i İsrail ricaline benzer, arzdaki hazineleri çıkarır ve şirk beldelerini feth eder." (tavrı Ben-i İsrail ricaline benzemesi, onlar gibi heybetli ve acar manasına gelir.)

Bir çok kimsenin kanaati, 4. sulh, 1979'da ABD-İsrail ve Mısır arasında Amerika'da başkanların yazlık yeri olan Camp David'de yapılan anlaşmadır.

...Ama Hz. Mehdi'nin geleceğinin en net alameti ise geleceği Muharrem'den önceki Ramazan'ın ortasında Güneş tutulması olacağıdır. Bilindiği gibi Güneş normal olarak aybaşında Güneş, Ay ve Dünya aynı düzlemde iken, yani içtima saatinde olur. Burada ise mucizevi olarak Ay Güneş'e göre Dünya'nın arkasında iken Güneş tutulacaktır.

İşte hadis-i şerif:

AMA 4.15- Darekutnisünen de Muhammed bin Ali'den tahric etti. O şöyle dedi: Bizim Mehdimizin iki alameti vardır ki, Allah semavat ve arzı yarattığından bu yana böyle bir şey vaki olmamıştır. Bunlar Ramazanın ilk gecesinde Ay, yarısında ise Güneş tutulmasıdır. Allah semavat ve arzı yarattığından beri böyle olmamıştır.

İşte o Ramazan'ı takip eden Muharrem'in 9'unu, 10'una bağlayan gece yatsı namazından sonra Hz. Mehdi zuhur eder ve Kabe'de Rükun ve Makam arasında biat alır ve o zaman insanlara şöyle hitab eder…

AMA 6.3- Keza (N:B.Hammad) Cafer'den tahric etti, o şöyle dedi: Mehdi yatsı vaktinde Resulullah (sav) bayrağı, gömleği, kılıcı ve Nur ve beyan gibi daha bir çok alametler yanında olduğu halde Mekke'de zuhur eder. Yatsı namazını kıldıktan sonra en yüksek sesi ile hitab eder. "Ey insanlar! Ben size Allah'ı hatırlatıyorum. Yarın mahşer gününde Allah'ın huzurunda yerinizin ne olacağını haber veriyorum. Allah Teala size pek çok deliller ve peygamberler göndermiş, Kur'anı indirmiş ve size söyle emretmiştir:

Allah'a hiç bir şeyi ortak koşmayın. Allah ve Resulune itaati koruyun. Kuran'ın ihya ettiğini diriltin, yasakladığını da yasaklayın ve siz Mehdi'ye yardımcılar ve destek olun. Zira dünyanın fena bulması ve zevale ermesi yaklaşmıştır. Ve bu kesindir. Ben size Allah ve Resulüne, O'nun kitabıyla amel etmeye, batılı yok edip, sünneti ihya etmeye çağırıyorum."

Bu hitabından sonra, yanında, sonbahar bulutları gibi birbirinden habersiz toplanan Bedir ehli sayısınca, üçyüz onüç kadar insanla birlikte zuhur eder. Onun ashabı gece abid, gündüz ise aslanlar gibidir. Allah Hz. Mehdi için Hicaz toprağını feth ederek hapisteki Haşimilerin hepsini de kurtarır. Siyah bayraklar ise Kufe'ye inip biat için Hz. Mehdi'ye adam gönderirler. Zulmü ve zalimlerin hepsini yok eder. Beldeler onun emrine girer. Allah Teala onun elinde Konstantiniyye'nin fethini müyesser kılar.

Görüleceği gibi Hz. Mehdi hitabesinde Allah size şöyle emretmiştir: "…Siz Mehdi'ye yardımcılar ve destek olun."

Halbuki Kuran'da zahirde Hz. Mehdi ile alakalı bir ayet görülmüyor gibi ise de bir çok zevat bilhassa Saf Suresi ve diğer bir kaç surede Hz. Mehdi ile ilgili ayetler olduğunu beyan etmişlerdir. Bir hadis-i şerifte ise Peygamber (sav) Hz. Mehdi'ye katılmayı bakın nasıl emrediyor:

R.el-Ehadis 298.2- yakında size Horasan tarafından siyah bayraklılar gelecek. Kar üzerinde emekleyerek olsa da onlara iltihak ediniz. Zira onlar arasında "Mehdi" vardır.

Bu hadis-i şerifte ilk nazarda Hz. Mehdi'nin Horasan'dan geleceği gibi bir mana çıkıyorsa da esasında Hz. Mehdi tabiatı ile Mekke'den çıkacaktır. Burada kasd edilen Horasan'dan gelecek siyah bayraklılar Hz. Mehdi'nin yardımcıları olup başlarında da "Şuayb İbni Salihi Temimi" olduğu halde Hz. Mehdi ile birleşecekler ve kendisinin öncü kuvvetlerini teşkil edeceklerdir. Resulullah (SAV) burada Hz. Mehdi için Allah'ın halifesi tabirini kullanmıştır ki calibi dikkattir..." (Osman Çataklı, Son Mürşidler, 4. bölüm, yazı dizisi)

HÜSEYİN HATEMİ

Hüseyin Hatemi yazmış olduğu "İnsanlık ve Sevgi Dini: İslam" kitabının bir bölümünde;

"Hazreti Musa'nın; Allah tarafından bildirilerek kendisinden bir bilgi boyutu açısından daha yüksek derecede olmasına rağmen halka "resul" elçi olarak gönderilmeyip gizli kalmış bulunan bir "nebi"yi, halk arasında anılan adı ile Hızır'ı görmek için çıktığı yolculukta "Mecma'il-bahreyn" (iki denizin birleştiği yer), hem iki denizin kavuştuğu bir yer olmalı, hem de bu terim ile Musa ile Hızır'ın buluşmasına işaret edilmiş olmalıdır. Bu olaylar da büyük bir ihtimalle İstanbul civarında ve İstanbul'da geçmiştir. İstanbul kelimesi sonradan yapılan tahrifler bir yana bırakılırsa Beykoz'da bugünkü Yuşa Tepesi civarında şehri kuran Fenikelilerden beri şehrin Sami dillerinde karşılığı olan Mecma'ul Bahreyn'in Yunanca karşılığıdır. "Isthyme-pole"; "iki deniz arası şehri" demektir. İlerideki mirasçılık haklarının korunmasında da herhalde "Mesih" ve annesi bu şehirde doğacak olan Hz. "Mehdi" ye işaret vardır. (Hüseyin Hatemi, İnsanlık ve Sevgi Dini İslam, s. 107, Birleşik Yayıncılık. 1998)


YAŞAR NURİ ÖZTÜRK

Yaşar Nuri Öztürk, "Depremin Gösterdikleri" kitabının bir bölümünde ahir zamanda gelecek olan "Uyarıcı" hakkında şunları yazmıştır:

"Deprem diyor ki! Uyarıcıları iyi dinleyin!

İnsanlık hiçbir devirde uyarıcıları gereğince dinlemedi. Allah, her devirde, her topluma ''nezirler'' (uyarıcılar) gönderdi. (Bk. Kur'an, Fatır, 24)

Uyarıcılar sürekli gönderilmiştir, ama insanlık bunları dinlememiştir.

Uyarıcılar, bazen peygamber (resul, nebi) şeklinde gönderilir, bazen de peygamberin açtığı ana yolda faaliyet gösteren mübelliğler şeklinde... Bu mübelliğler bazen müçtehit olur, bazen müceddit...

Peygamberler de nezir (uyarıcı) sıfatının yanında, hatta ondan önce beşir (müjdeleyici) sıfatı vardır.

Mübelliğ uyarıcılarda beşir sıfatı aranmaz. Çünkü onlar, daha önce peygamber tarafından zaten dikkat çekilmiş ihmal ve zulümlerin bozduğu dengeleri düzeltmek için konuşurlar. Bu tür konuşmalar hemen daima sert ve sarsıcı olur.

Uyarıcıların sertliği, ürkütücülüğü onların rahmet ve şefkatten uzaklığı anlamında değerlendirilmemelidir. Onlar aynı zamanda rahmet ve şefkáti de taşırlar, ama esas görevleri, insan kulağına, ürpertici sözleri iletmek olduğu için genelde sert ve kırıcı olurlar.

Uyarıcıların çok önemli zaman dilimlerine hitap edenlerine ''çıplak uyarıcı'' diyoruz.

Çıplak uyarıcı, genellikle yüz yılda bir gelir. Kuran Kameri takvim kullandığına göre, 15. yüzyılın çıplak uyarıcısı yaklaşık, çeyrek asırdan beri beklenmektedir.

Ben derim ki, 15. yüzyılın çıplak uyarıcısı gelmiş, görevine başlamıştır.

Burada bir özellik daha dikkat çekmektedir. Miladi takvimi esas alarak baktığımızda, Kameri takvimin 15. yüzyıl çıplak uyarıcısı, Miladi takvime göre iki yüz yıla da hitap edecek demektir. 20. ve 21. yüzyıllar. Bu olgu, Allah'ın bu yüzyılın çıplak uyarıcısına lütfunun bir göstergesidir. ''Bu, Allah'ın lütfudur ki, Allah onu dilediğine verir. Allah, o büyük lütfun sahibidir.'' (Kur'an, Cuma Suresi, 4)

Bu olgunun bir anlamı daha vardır: Bu yüzyılın çıplak uyarıcısı, sadece Kameri takvimin sembolize ettiği İslam dünyasına değil, Miladi takvimin sembolize ettiği Batı dünyasına da hitap eden bir uyarıcıdır.

Doğrusu o, bir ''ortak-evrensel uyarıcı''dır.

(Depremin Gösterdikleri, Yeni Boyut Yayınları s. 232-233)

SEKAN TEKİN

Geçmiş alimlerin Hz. Mehdi'yle ilgili yapmış oldukları çalışmalar Hz. Mehdi'nin zuhur tarihi olarak 1400-1500 Hicri yılları vermektedir. Bu tarihler doğrultusunda günümüzde bazı araştırmacılar Hz. Mehdi ile ilgili daha derin ve ciddi araştırmalar yaparak hadislerden ve büyük islam alimlerinin konuyla ilgili söylemiş oldukları beyitlerin ebced hesaplamalarıyla beklenen Hz. Mehdi'nin çıkış alametlerini ve çıkış tarihini hesaplamaya çalışmışlar ve aynı tarihleri bulmuşlardır...

Genç araştırmacılardan Serkan Tekin de yazmış olduğu bir kitapta Hz. Mehdi'nin çıkş tarihini cifir hesabıyla, günümüz tarihleri olarak bulmuştur.

İşte genç araştırmacı Serkan Tekin'in yazdıkları:

"Dört mezhep aliminin görüşü de şöyledir. Hz. Mehdi ile ilgili hadislerin çoğu sahihtir. Ravileri itibar edilen kişilerdir. Bu görüşü savunan alimler, İslam alimlerinin yüzde yetmişdokuzunu meydana getirirler. Bu kişiler İslam dininin en büyük alimleridir. İslam alimlerinin arasında tabiilerin reislerindendir.

Sait Bin Cübeyr ve dört mezhep imamları "İmam Hanefi, İmam Malik, İmam Şafi, İmam Hanbeli" ve iki akide imamları "Ebu Hasan Eşari, Ebu Mensur Maturidi" ve İslam güneşi lakabıyla anılan İmam Gazali ve allamelerden Molla Fenari, Sadi Teftazani ve allame Davudi Antaki, İmam Şarani, Muhiddin Arabi, Şeyhülislam İbni Hacer el Heytemi, Müçtehit İmam Suyuti, Allame Sabban, Muhammed Berzenci, Allame Resul Essibki, Hasan İraki, İmam Kastalani, Abdülkadir Geylani, Kadı Beydavi, Muhammed Ramli, Şihabi Remli, Allame Alaattini Attar, Mevlana Halidi Bağdadi, İmam Rabbani, Aliyyul Havas, İmam Nevevi, Yahya Muzuri, Said Nursi, Molla Cami, Allame Abdul Gafıri Lari, İbrahim Hakkı Erzurumi, Mukatil, Celali, Mahali, Celali Suyuti, Kadı Ebubekir Bakilani, Kadı İyaz, Muhammed Savi, Fethullah Verkanisi, Muhiddin Haveyli ve Alaaddin Ohini gibi alimler vardır.

Bu alimlerin hepsi ve talebeleri Hz. Mehdi konusunda aynı görüşü beyan etmişlerdir...

Bu alimlerin görüşü daha saygın ve sahih itibar edilir olduğu için bizde ahir zaman konusunu onların beyanatlarını esas alarak işleyeceğiz...

...Büyük mutasavvıf Sibgatullahi Arvasi'nin yeğeni Allame Muhammed Hafid'in büyük Allame Hafız Muhittine naklettiğine göre;

Hz. Mehdi'nin doğumu: 1385

Zuhuru (çıkması): 1425'dir

...Hz. Mehdi'nin doğumunun Hicri 1385 ve zuhrunun Hicri 1425 olduğu "Zuhurul Mehdi ve Deccal" adlı eserde Hz. Mehdi ile ilgili nakledilen bir hadiste açıkça söylenmiştir.

Ayrıca bu eserde; "Hz. Mehdi'nin sırtında üzerinde bu Allah'ın halifesi, beklenen mehdidir yazılı bir mühür olacağı anlatılmaktadır." Ayrıca Hz. Mehdi'nin müçtehit(içtihat eden) çok büyük bir İslam alimi olacağı da o eserde geçmektedir." Zuhrul Mehdi ve Deccal adlı kitap Allame Resul Sibki'nin yazdığı en son eserdir.

..."Muhakkak Allah'ın taraftarları galip olanların ta kendileridir." Cümlesinin cifr hesabından anlaşılıyor. Bu cümlenin cifr hesabı, Hicri 1428 ediyor. Bu tarih Hz. Mehdi'nin çıkmasından üç sene sonradır. Çünkü Hz. Mehdi çıktıktan üç yıl sonra ilk büyük galibiyetini alıyor. Hz. Mehdi'nin ilk büyük galibiyeti Hicri 1428 olduğuna göre zuhuru da "Mehdiliğinin ilan edilmesi" Hicri 1425'tir...

...Bu ayette galibiyetin Hz. Mehdi'nin galibiyeti olduğu hangi verilerden anlaşılıyor. Önceki tarihlerde olan, İslamiyet'in galibiyetlerinden herhangi biri olmaz mı? Niçin illa da Hz. Mehdi sonucu çıkartılıyor... Ayetteki kelimeleri "Kur'an Belagati" ilmine göre incelediğimizde, ayette geçen galibiyetin, Hz. Mehdi'nin galibiyetinden başka bir şey olmadığını açıkça görmekteyiz.

Çünkü; ayette 4 tekid (pekiştirme) vardır... En büyük tekidin cümlede zikir edilmesi cümledeki galibiyetin en büyük galibiyet olduğu açıkça bildiriliyor...Tarihte böyle bir galibiyet bu güne kadar olmamıştır. Fakat Hz. Mehdi müjdesini veren hadisler böyle bir galibiyetin ahir zamanda Hz. Mehdi sayesinde olacağını açıkça haber verir...

Yaptığım araştırmalar Hz. Mehdi'nin 2005'te çıkacağını gösterdiğine göre, Süfyanın da 2004 yılının sonunda çıkacağını göstermektedir. (Serkan Tekin, Kuran'da Gizlenen Tarihler. s. 160-202, Nokta Yayınları, 2002)

 

İBRAHİM KOCABIYIK

Şimdi de "Mehdilik ve İmamiye" kitabının yazarı İbrahim Kocabıyık'ın 15-21 Ocak 2000 tarihihli Aksiyon dergisinde yayınlanan bir mülakatta Mehdilik ile ilgili yer alan görüşlerini aktaralım:

Mehdilik ve İmamiye kitabının yazarı, İbrahim Kocabıyık:

"Mehdi, insanlığın ıslahı için çalışanlardır"

Mehdi ile müceddit müteradif olarak kullanılmıştır. Ebu Davud'un Sünen'inde gördüğümüz, Allah'ın yüz senede bir yenilediği bu mehdiler veya mücedditler değişik vasıtalarla toplumlara ulaşmışlardır.

- Mehdi konusu dini kaynaklarda nasıl yer alıyor?

- Konu Kur'an'da Mehdi olarak geçmiyor. Hadi ismi 5 yerde Kur'an-ı Kerim'de zikredilir. Hadiyen ve Nasira şeklinde. Kök olarak Heda kökünden geldiğinden Mehdi ile Hadi isminin alakası vardır.

- Yani Mehdi, Allah'ın Hadi ismine mazhar olmuş kimsedir.

- Evet.

- Peki, Mehdi bir kişi midir?

- Hayır. Mehdi anlamını kendinde taşıyan, yani insanları hidayete davet edenlerin başında peygamberler gelmektedir. Hidayete çağırma olayı, yaratılış çizgisinden uzaklaşmış insanların yeniden ana çizgiye çağrılmasıdır. Dolayısıyla bu işi en başta yapanlar peygamberlerdir.

Mehdi'nin diğer anlamı da bol bol hediye dağıtan, bağış yapan demektir. İnsanlar yaratılış çizgisine geldikten sonra anarşiden, terörden kurtulmuştur. Yaratılış çizgisi dediğimiz şey fıtrattır bir anlamda. Çünkü din fıtridir, fıtri olanı ister. Gözün görmek istediği gibi. İnsanın ruhu, kalbi gibi şeyleri, ya da vicdanı diyelim topluca, ancak peygamberlerin sunduğu şeylerle tatmin olur. Ruhla fizik arasında denge ayarlanabilirse terör olmaz.

- Hz. Mehdi'nin ahir zamanla irtibatından dolayı mı terör ve anarşi gibi günümüz açısından önemli olan tabirleri kullanıyorsunuz?

- Hayır. İnsanlığın tarihinde irtica her zaman olmuştur, terör ve anarşi her zaman olmuştur.

- O zaman Mehdi de sadece ahir zamanla ilgili değil.

Evet. Şundan dolayı rivayetlerde ahir zamanla ilgili olarak geçmiştir: Dünyamızın eceli kıyametledir. Elimizdeki hadis külliyatında -Kütüb-i Sitte dahil- Buhari ve Müslim'de ıslah edici bir mümin olarak geçer ama ismi verilmez. Buhari ve Müslim dışında İbn-i Mace, Tirmizi, Ebu Davut ve diğerlerinde Hz. Mehdi olarak zikredilir. Kıyametin yaklaşmasına yakın anarşi ve terör daha da yaygınlaşacak. Çünkü son peygamber gelmiş, fıtrat yolunu en açık şekliyle ve bütün genişliğiyle ortaya koymuş. Son peygamberden sonra başka bir peygamber daha gelmeyeceğine göre, insanlık ana çizgiden daha çok uzaklaşacaktır.

- Yani, taşkınlıkların boyutu kıyametin kopmasını gerektirecek seviyelere ulaşacak. Bu taşkınlıklar o kadar zuhur ediyor ki artık, soyu benim soyumdan olacak dediği, bozulmamış, o eskilerin ifadesiyle silsile-i zeheb, seyitler dediğimiz o altın soydan gelecek diyor.

Kıyamet kopmadan önce tüm insanlığı kucaklayan bir ıslah hareketi olacaktır. Bu noktanın altını çizmekte fayda var. Mehdilik bölgesel, ya da bir ülkeye bağlı bir hareket değildir.

- Burada müsaadenizle bir noktayı açalım. Esas Hz. Mehdi Efendimizdir. Hadi ismine mazhar olmuş şahıs ya da şahıslar onun getirmiş olduğu ve sizin de ana çizgi olarak adlandırdığınız çizgiye daha fazla insan ulaştırmakta rol oynarlar.

- Tabii.

- Ahir zaman Mehdisi de o çizgiyi kendi zamanına en güzel şekilde taşıyacak olan kimse olmuş oluyor.

- Evet. Onun için bu manada Mehdi ile Müceddit müteradif olarak kullanılmıştır. Ebu Davud'un Sünen'inde gördüğümüz, Allah'ın yüz senede bir yenilediği bu Mehdiler veya Mücedditler değişik vasıtalarla o dediğiniz toplumlara ulaşmışlardır.

Mesela İmam-ı Rabbani kendi döneminde mektuplarla uzak mekanlardakilere ulaşarak bu tecdit vazifesini yapmaya çalışıyor. Mesela bir İmam Gazali'yi alalım. Eyyühel Veled kitabını yazıyor, çocuğuna nasihat gibi. Bir Tehafütü'l Felasife'yi yazıyor felsefecilere karşı. O dönemde Grek felsefesinin gençlerin dini inançları üzerinde olumsuz etkiler yaptığını görüyor. Günümüzde bir çok cereyanın etkilediği gibi. Bir taraftan İhya-i Ulumi'd-din diğer taraftan Tehafüt sanki İslami ilimler yerle bir olmuş da yeniden ihya ediyormuş gibi bir ihya.

Bir ihya hareketidir zaten bunlar aynı zamanda. Dolayısıyla tecdidin altında yatan da bu ihyadır zaten. Bir reform manasında anlamamak lazım bu tecdidi. Onun için de Kur'ani çizgi dediğimiz bu ana çizgiye, peygamber çizgisine çağıran bu mücedditler geniş kitlelere ulaşmak için ya kitap yazmışlar, vaaz etmişler veya talebeler yetiştirmek suretiyle o talebeleri dünyaya dağıtmışlar...

- En sağlam iki kaynak olarak bildiğimiz Buhari ve Müslim'de nasıl geçiyor?

- Mehdi ismini anmadan, ıslah edici mümin olarak geçiyor. Diğer hadis kitaplarında ise Hz. Mehdi olarak geçiyor. Özellikle Tirmizi bu hadisleri aldıktan sonra "Haza sahihun hasenün" diyor. Tirmizi'nin kendi kritiğinde bu ifade ile verilen hadisler Buhari ve Müslim hadisi gibi sağlamdır. Asrımızda yaşayan Kittani, Mehdilikle ilgili rivayetleri bir kitap haline getirerek, bu rivayetlerin toplamının tevatür derecesine ulaştığını söylemiş. (Aksiyon dergisi, 15-21 Ocak 2000)

SÜLEYMAN KÖSMENE

Günümüz araştırmacı-yazarlarından Süleyman Kösmene'nin de Mehdiyet konusunda birçok makalesi bulunmaktadır. Aşağıdaki alıntı, yazarın "Fıkıh Günlüğü" adı altında köşe yazılarını neşrettiği "Yeni Asya Gazetesi'nin" 2 Ocak 2003 tarihli makalesinden alınmıştır.

Hazret-i Mehdî'nin Gizliliği

Zonguldak'tan bayan okuyucumuz: "Üstad Hazretleri, Hz. Mehdî için bazı yerlerde 'sonradan gelecek; biz ona zemin hazırlıyoruz' diyor. Bu ne demektir? Zemin hazırlamakla ne denmek isteniyor? Hz. Mehdî sonradan mı gelecektir? "

Alanya'dan Remzi Çetin: "Risâle-i Nûr'u okuyanlar içinde Hz. Mehdî'yi arayanlar var. Hz. Mehdî gelmiş midir? Gelecek midir? Hz. Mehdî'yi bulan ne yapmalıdır?"

İstanbul/Pendik'ten Rumeysa rumuzlu okuyucumuz: "Bir akşam TV'de bir din bilimci, 'âyetlerden anlıyorum ki, Hazret-i Mehdî 2005 yılında gelecek' diyor. Bu ne demektir? Ne derece doğrudur?"

Hazret-i Mehdî Aleyhisselâm'ın zuhuru, Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'ın âhir zamanla ilgili verdiği gaybî haberlerden birisidir. Bin dört yüz yıldan beri ümmet bu haberi gündeminde baş tacı olarak saklamış; Deccal'den ne derece Allah'a sığınmışsa, Hz. Mehdî'yi de o derece Cenab-ı Hakkın rahmetinden beklemiştir. Her asır bir nevî Mehdî'ye ihtiyaç göstermiş ve müceddid mânâsında bir nevî Mehdî'yi görmüş de olmasına rağmen; bu son asırdaki Mehdi-yi Azam ayrı bir hususiyet, sıfat, unvan ve makamla beklenmiş ve âdetâ tüm ıslah ümitleri ona bağlanmıştır.

Fakat Hazret-i Mehdî Aleyhisselâm ile ilgili haberler de, diğer âhir zaman haberleri gibi kapalı, perdeli ve doğru tevil edilme gereği bulunan haberlerdendir. Nasıl Hazret-i İsâ Aleyhisselâm geldiğinde onu herkes tanımayacak, sadece onun yakınları ve havâssı, îmân nûru ile onu tanıyacak ise Hazret-i Mehdî Aleyhisselâm için de bu böyledir. Yani herkes Hazret-i Mehdî Aleyhisselâm'ı açıktan tanımayacaktır. Bunun bilhassa ibâdeti, imtihan sırrını ve kulluğu ilgilendiren önemli hikmetleri vardır. Nitekim:

Bu bir peygamberlik olayı değildir ki, açıktan bilinsin. Mehdiyet makamı gizlilik dereceli bir makamdır. İmtihan sırrı bu makamın gizli kalmasını gerektirir. Bu makam sahibi, peygamberler gibi kendisini açıktan ilân etmez. Bu makam için böyle bir zorunluluk ve ihtiyaç yoktur.

Peygamberlik makamını inkâr küfrü gerektirir. Bundan dolayı peygamberler "Lâ İlâhe İllAllah" kelimesinden sonra kendilerinin Allah'ın kulu ve elçisi olduğunu bir îmân akîdesi olarak formüle etmişler ve insanları bu îmâna çağırmışlardır. Bunun doğruluğunu teyid için de gerektiği zaman Allah'ın yardımıyla mu'cize göstermişlerdir.

Fakat Mehdiyet makamı, "Allah'a ve peygambere îmân" hakîkatının içerisinde ve temelde bu hakikatı ispat için taraf-ı İlâhîce ihdas edilmiş bir âhir zaman aynasıdır. Yani, îmân için bir aynadır; fakat imânın kendisi değildir. Hazret-i Mehdî Aleyhisselâm'ın Mehdî oluşuna imân etmek değil, ona tâbi olmak ve sunduğu hakîkatlere tâlip olmak söz konusudur. Bu bakımdan Mehdî Aleyhisselâm, peygamber gibi açıktan gelmeyecek, kendisinin Mehdî olduğunu îlân ve ifşâ etmeyecektir.